Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yanıldınız: Ayaz Ata ve Nardugan Vardı, Var, Var Olacak!

Kadir Uğur Yılmaz yazdı; Yanıldınız: Ayaz Ata ve Nardugan Vardı, Var, Var Olacak!

Kadir Uğur Yılmaz yazdı; Yanıldınız: Ayaz Ata ve Nardugan Vardı,

Kadir Uğur Yılmaz: Kimine göre Nardugan bayramı diye bir şey yoktur

Kadir Uğur Yılmaz yazdı:
Kimine göre Ayaz Ata, Sovyet sonrası uydurma bir figürdür.
Kimine göre bu kavramlar, Türk kültüründen değil Rus folklorundan geçmiştir.
Bu “kimine göre”lerin ardında çoğu kez masa başında şekillenmiş, saha görmemiş, halkın hafızasını küçümseyen bir zihniyet vardır.
Evet, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl gibi saygı duyduğum akademisyenler bu konuda oldukça net konuşur, “böyle bir bayram yoktur” der.
Diğer yanda Muazzez İlmiye Çığ’ın bu kavramları “uydurduğu” iddiası yıllardır tekrarlanır.
Ama dikkat edin; bu tartışmaların hepsi yazı üzerinden, masa üzerinden, şehir üzerinden yapılır.
Oysa kültür, şehirde değil; dağ başında, kar üstünde, ateşin etrafında yaşar.
Bir Bayramdan Fazlası
Nardugan, Türk kültüründe yalnızca bir bayram değildir; ışığın karanlığa galip gelişinin, güneşin yeniden doğuşunun, umudun yeniden filizlenişinin adıdır.
“Nar” ateş demektir, “dugan” doğmak… Yani ateşin doğuşu, güneşin yeniden doğuşu…
Bu, Türk’ün kış ortasında bile umudu diri tutma felsefesidir.
Ayaz Ata ise bu bayramın mitolojik yüzüdür.
Soğuğun ortasında, kar fırtınasının içinden gelen bilge bir ihtiyar.
Beyaz sakalı buz tutmuş, gözlerinde bilgeliğin huzuru var.
Yardım eder, korur, dağıtır.
Bu figür, tıpkı gökten inen ışık gibi, insanı kışın karanlığında yalnız bırakmaz.
Şimdi bazıları hemen “bunlar Slavlardan alıntı” der.
Oysa tarih tam tersini gösterir.
Türklerin kuzey kolları — Yakutlar, Hakaslar, Altaylılar, Başkurtlar, Çuvaşlar — yüzyıllardır benzer bir geleneği yaşatıyor.
Kuzey halklarının kültür katmanlarında, özellikle de Sibirya ve Volga hattında, Türk etkisi öylesine derindir ki; bugün Rus, Fin veya Viking mitlerinde gördüğünüz pek çok sembolün kökeninde Türk inanç izleri vardır.
Orta Asya’ya Sıkışan Tarih
Ayaz Ata ve Nardugan konusundaki en büyük hata, meseleyi yalnızca Orta Asya Türkleriyle sınırlamaktır.
Evet, Orhun ve Ötüken önemli merkezlerdir, ama Türk tarihi oralardan ibaret değildir.
Türk, tarih boyunca sadece göç etmemiş; kültürünü de taşımış, taşımakla kalmamış, bulunduğu coğrafyaya da işlemiştir.
Sibirya’nın tundralarında yaşayan Evenklerle, kuzey denizine uzanan Viking kavimleriyle temas kurmuş, ticaret yapmış, kültür alışverişinde bulunmuştur.
Bu temasların izleri destanlarda, motiflerde, takvimlerde bile görülür.
Bugün Norveç’teki “Yule” bayramı ile Nardugan arasındaki benzerlik, sıradan bir rastlantı değildir.
Yule’de de ağaç süslenir, ateş yakılır, karanlık kış günlerinde güneşin dönüşü kutlanır.
Bu gelenek Türk coğrafyasında da aynıdır.
Nardugan’da da ateş yakılır, dilek dilenir, ağaç süslenir, doğanın yeniden canlanışı beklenir.
Kelimeler farklı ama anlam bir.
Birisi Norveç’in kuzeyinde kar altındaki ormanda, diğeri Altay dağlarının eteklerinde; ama insan aynı insan, umut aynı umut.
“Yoktur” Diyenlere Kötü Haber
Bazı akademisyenler “kaynağı yok” diyerek bu bayramı reddediyor.
Oysa halk kültüründe “kaynak” kitap değildir; yaşanmışlıktır, hafızadır, sözlü aktarım zinciridir.
Bin yıldır anlatılan bir hikâyeyi yok saymak, sadece kendi kütüphanesinin rafları arasında sıkışmış olmaktır.
Bugün Yakutlar hâlâ “Ayısıt” adlı doğum ve bereket tanrıçasına dua eder.
Başkurt halkı hâlâ yılın en uzun gecesinde ateş yakar, yeni yılın bereketi için dilek tutar.
Altay Türkleri hâlâ “Kış baba” figürünü yaşatır.
Tatar halk hikâyelerinde kışın ortasında hediye getiren yaşlı bir dede vardır.
Şimdi çıkıp “yoktur” demek, bu halkların kültürel varlığını görmezden gelmektir.
Benim araştırmalarım gösteriyor ki; Ayaz Ata’nın kökeni, Türklerin kuzey kollarına dayanır.
Slavlar, İskandinavlar hatta Fin-Ugor halkları bile bu kültürden etkilenmiştir.
Tarihin kuzey hattı incelenmeden bu meseleyi çözmek mümkün değildir.
Kültür, Halkın Dilindedir
Bir gerçeği unutmayalım:
Kültür, halkın ağzındadır.
Masalında, türküsünde, çocukların birbirine anlattığı hikâyededir.
Kültürü yaşatan yazılı kitap değil, annesinden dinlediği hikâyeyi torununa aktaran nine figürüdür.
Bugün Anadolu’da kar bastığında hâlâ “Ayaz bastı” deriz.
Bu bile o köklerin hâlâ diri olduğunun kanıtıdır.
Yılın son günlerinde çocuklar camdan dışarı bakarken bir umut taşır; “belki kar yağar, belki Ayaz Ata gelir” der.
İşte o inanç, o umut, o kültür damarının devamıdır.
Ayaz Ata, “kışın ortasında iyiliğin sembolü”dür.
Sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hatırlatır:
Karanlık, ancak ışıkla aşılır.
Soğuk, ancak paylaşmakla ısınır.
Unutmak En Büyük Kayıp
Bugün biz Türkler, ne yazık ki kendi kültürümüze yabancılaşmış bir millet hâline getirildik.
Yüzyıllardır bize ait olan unsurları ya “başkasından alınma” zannediyoruz, ya da “uydurma” diyerek reddediyoruz.
Bu sadece bir kültürel körlük değil; tarih bilincimizin zayıflamasıdır.

Oysa unuttuğumuz her gelenek, kimliğimizden bir tuğla eksiltiyor.
Nardugan, Türk’ün umudunu anlatır.
Ayaz Ata, Türk’ün vicdanını simgeler.
Bu iki kavram, soğuk kış günlerinde bile yüreğimizi ısıtan kültürel hafızamızdır.
Son olarak dostlar;
Bugün size kötü bir haber vereyim:
“Yoktur” diyenler yanıldı.
Çünkü adı farklı olsa da özü aynı olan bir gelenek, Türk halklarının birçoğunda hâlâ yaşıyor.
Bazı halklarda “Ayaz Ata”, bazılarında “Morozko”, kimilerinde “Kış Baba”, kimilerinde “Frost Father”…
Ama hepsinin anlattığı hikâye aynı:
Karanlıktan sonra güneş doğar, soğuktan sonra hayat yeniden başlar.
Tarih tek bir coğrafyaya sıkışmaz.
Kültür, sınır tanımaz.
Türk’ün kültürü de öyledir:
Rüzgârla taşınır, dille yaşar, kalple hissedilir.
Ayaz Ata da Nardugan da vardı.
Var olmaya da devam edecek.
Çünkü bu, Türk’ün soğukta bile sıcacık kalan ruhudur.